Reklam
Ben Duydum

TÜRKİYE’DE GELİR DAĞILIMI

TÜRKİYE’DE GELİR DAĞILIMI
Reklam

TÜRKİYE’DE GELİR DAĞILIMI

Türkiye’nin GSYH büyüklüğü açısından dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasında iken, kişi başına GSYH açısından yapılan sıralamada daha gerilerde yer aldığını vurgulamıştık.

Bu nedenle Türkiye’nin yüksek ve sürdürülebilir- istikrarlı bir büyüme hızını yakalaması, temel makroekonomik hedeflerinin başında yer almaktadır.

Toplam hasılayı (geliri) artırmanın yanı sıra bu geliri paylaşım biçimi de oldukça önem taşımaktadır.

Literatürdeki çalışmalar göstermektedir ki ekonomik büyüme dönemlerinde gelir eşitsizlikleri artmaktadır.

Türkiye ekonomisi büyürken eğer gelir eşitsizlikleri artıyorsa bu, farklı toplum kesimlerinde aynı düzeyde bir refah artışı yaşanmadığı anlamına gelir.

Çünkü büyüyen bir ekonomide, bütün toplum kesimlerinin gelirleri mutlak anlamda artmasına rağmen, daha yüksek sosyoekonomik grupların gelirleri oransal olarak daha fazla artıyorsa, gelir dağılımı bozulacaktır.

Bu nedenle, toplumdaki zayıf kesimleri de kapsayıcı büyüme hedeflenmeli ve gelir eşitsizliklerinin nasıl değiştiği de takip edilmelidir.

Ulusal gelir artışından ortaya çıkan fayda ve fırsatların toplumun farklı kesimlerine dengeli şekilde dağıtıldığı bir ekonomik büyüme, kapsayıcı büyüme olarak adlandırılır.

Gelir dağılımı, bir ekonomide belli bir dönemde yaratılan gelirin kişiler, toplumsal gruplar (kesimler) ve üretim faktörleri arasında bölüşülmesini ifade etmektedir.

Gelir dağılımı, gelir eşitsizlikleri ile sosyal ve ekonomik kurumlar arasında nasıl bir ilişki olduğunu, zengin ve yoksul arasındaki gelir farklılığının zaman içindeki değişimini ve bu durumun servet, sermaye birikimi ve büyüme üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır.

Diğer bir deyişle, ekonomik büyüme aracılığıyla sağlanan refah artışının bireylere ve toplumsal sınıflara nasıl yansıdığını göstermektedir.

Gelir dağılımı, bir ülkede belirli dönemler içinde yaratılan gelirin fertler, hane halkları veya üretim faktörleri arasında nasıl dağıldığını göstermektedir.

Gelir eşitsizliği ve yoksulluk birbirlerini besleyen iki önemli sorun olarak her çağda toplumların gündeminde yer almalarına rağmen, Sanayi Devrimi sonrası ortaya çıkan sanayi kapitalizmi döneminde özel bir önem kazanmıştır (Çelik, 2004: 53).

Küreselleşen dünya ekonomisinde Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler (BM) ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi uluslararası örgütler küresel yoksullukla mücadele etmek için birçok strateji üretmektedir.

Diğer taraftan sosyal devlet anlayışı çerçevesinde bir yandan kalkınmanın sağlanması, diğer yandan refah artışının nimetlerinden tüm bireylerin/kesimlerin
yararlanması amaçlanmaktadır (Şenses, 1991: 51).

Elbette, serbest piyasa kapitalizminde teorik olarak “her bireyin / hanenin gelirden eşit pay alması” mümkün olmadığı için burada kastedilen; gelir dağılımında iyileşme, düşük gelir gruplarının gelirden daha fazla pay almasını sağlama ve yoksulluğu azaltmadır.

Bu nedenle günümüzde gelir dağılımı kavramının yanı sıra, artan bir biçimde gelir eşitsizliği kavramı da kullanılmaya başlanmıştır (Çelik, 2004).

Gelir eşitsizliği göstergelerinden Dünya Bankasının derlediği Gini katsayısı verileri aracılığıyla ülkelere baktığımızda, Güney Afrika, Botsvana, Namibya,
Zambiya gibi birçok Afrika ülkesinin 0,55’in üzerinde Gini katsayısı değerine sahip olduğu görülecektir.

Diğer taraftan Ukrayna, Slovenya, Çekya gibi Merkezî Doğu Avrupa ülkelerinde ise 0,25 seviyelerindeki Gini katsayısı değerleri ile gelir eşitsizliğinin en az olduğu ülkeler konumundadır.

Gini Katsayısı Sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında eşitsizliğin azaldığını, 1’e (Bazı çalışmalarda 100 ile ifade edilir) yaklaştıkça gelir dağılımında eşitsizliğin
arttığını ifade etmektedir.

OECD, Avrupa Birliği ve Dünya Bankası istatistiklerinde, yöntem ve kapsam farklılığından dolayı Gini katsayısı aynı ülke için farklı hesaplanabilmektedir.

Türkiye, 0,40 Gini katsayısı değeri (OECD, 2015 yılı) ile İsrail, Arjantin, ABD, Meksika ve Uruguay gibi gelir eşitsizliğinin yüksek olduğu ülkeler arasındadır.

Bu tür ülkelerde gelirden en çok pay alan nüfusun %10’luk diliminin payı %30’un üzerinde, %20’lik dilimin payı ise %45’in üzerindedir.

Dünya ekonomisi içinde sanayileşmiş ve gelişmiş 36 ülkenin üye olduğu OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) ülkeleri arasında gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülkeler sırasıyla Meksika, Şili, Türkiye ve ABD’dir.

2017 yılına ait Gini katsayısını kullanarak 28 AB üyesi  ile Türkiye’yi karşılaştırdığımızda, ülkemizde gelir eşitsizliğinin oldukça yüksek olduğu görülmektedir.

Gelirden en az pay alan kesim ile en çok pay alan kesim arasındaki fark, 28 AB ülkesinde ortalama 5,2 kat iken, Türkiye’de 7,5 kattır.

Türkiye’de 2016 yılı için Gini katsayısı Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (Eurostat) tarafından 0,426, Dünya Bankası tarafından ise 0,419 olarak hesaplamıştır.

OECD’nin en son hesaplama yaptığı yıl 2015’tir.

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ