Reklam
Ben Duydum

Planlı Kalkınma Dönemi

Planlı Kalkınma Dönemi
Reklam

Planlı Kalkınma Dönemi

Türkiye’de 1950’den sonra uygulanan liberal ekonomi politikaları yerini, 1961 yılından sonra planlı kalkınma hareketi ile devletin geniş ölçüde denetim önlemleri aldığı müdahaleci bir politikaya bırakmıştır.

Planlı kalkınma döneminde, sanayi lokomotif sektör olarak belirlenmiş ve ekonomik dengenin kurulması, ekonomik ve sosyal kalkınmanın birlikte  gerçekleştirilmesi, hızlı bir büyüme ve sanayileşmeye öncelik verilmesi gibi uzun vadeli hedefler belirlenmiştir.

1963 yılında uygulanmaya başlanan beş yıllık kalkınma planları, kamunun ithal ikameci sanayileşme stratejisini (1980 yılına kadar olan dönemde) uygulamasına aracılık etmiştir.

Türkiye ekonomisinde 1960’lı yılların ilk yarısından itibaren ekonomik büyümeyi hızlandırabilmek amacıyla planlı kalkınma stratejisi ekonomi politikasının temelini oluşturmuştur.

Bu dönemde ithal ikameci bir sanayileşme ve dış ticaret politikasının izlenmesi esas alınmıştır.

Bu sayede, hem yurt içinde gerçekleşecek yatırımlarla sanayi sektörünün güçlenmesi hem de Türkiye ekonomisinin dışa bağımlılığının azaltılması hedeflenmiştir.

I. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın uygulamaya girdiği 1963 yılından III. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın uygulama süresinin bittiği 1978 yılına kadar olan dönemde 15 yıllık perspektifi ifade etmek için planlı kalkınma dönemi tanımlaması yapılmaktadır.

İzlenen ilk üç kalkınma planında yüksek büyüme hızları hedeflenmiş, gerçekleşen büyüme de yüksek seviyelerde olmuştur.

Nitekim 1963- 1977 döneminde GSYH’daki yıllık ortalama artış yaklaşık %6, sanayi sektörünün büyüme hızı ise %11’dir.

Tüm plan dönemlerinde tarım sektörünün büyümesi, hedeflenen büyüme oranının altında kalmıştır.

Buna karşılık, sanayi sektörünün gelişmesiyle birlikte hizmetler sektörünün daha hızlı büyümeye başladığı görülmüştür.

İthal ikamesi, daha önce yurt dışından ithal edilen bir malın yurt içinde üretilmesini öngören bir sanayileşme stratejisi olarak tanımlanır.

Bu strateji sayesinde, ulusal sanayiler dış ticaret ve döviz kuru politikalarıyla dış piyasanın rekabetinden korunmaya çalışılır.

Fakat Türkiye ekonomisi için bu sürecin uzaması, dışa kapalı-hantal bir sanayi yapısının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

1970’li yıllarla birlikte GSYH’daki değişimlerin dinamiği olan sanayinin büyümesi ile ithalat arasında yakın bir ilişki oluşmuştur.

Türkiye yerli sanayisini korumayı amaçlarken, giderek daha fazla dışa bağımlı hale gelmeye başlamıştır.

Ara ve yatırım mallarında yurt içi arzın artırılamaması, bu malların ithalatının artması sonucunu doğurmuştur.

Diğer yandan, 1970’li yıllarda dünya ekonomisinde yaşanan petrol krizleri ve uluslararası para sisteminin döviz kurunun ayağının çökmesi ile ayarlanabilir sabit
kurdan dalgalı kura geçiş süreci, tüm gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de döviz ihtiyacının giderek artmasına neden olmuştur.

Türkiye, ödemeler dengesindeki güçlüklerin yanı sıra dış borçları ödemede sıkıntılarla karşılaşmaya başlamıştır.

Bu darboğazdan kurtulabilmek amacıyla 24 Ocak 1980 tarihinde uygulamaya konulan istikrar kararları ile sanayileşme stratejisi değiştirilmiştir.

Önceki yıllarda yakalanan yüksek büyüme hızları, 1975 sonrasında hızla düşmeye başlamıştır.

Artan sanayileşme, beraberinde ithalata olan gereksinimi artırmış, buna karşılık çok kısıtlı döviz gelirlerine sahip olan Türkiye, sanayinin ihtiyaç duyduğu girdi ve yatırım mallarını ithal edemeyince üretim düşmüş, GSYH’da küçülmeler kaçınılmaz hâle gelmiştir.

Türkiye ekonomisinin uzun dönemde büyüme hızı ortalaması (potansiyel büyüme hızı) %5 seviyesindedir.

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ