Reklam
Ben Duydum

Planlı Dönemde Sanayi Sektöründe Gelişmeler (3)

Planlı Dönemde Sanayi Sektöründe Gelişmeler (3)
Reklam

Planlı Dönemde Sanayi Sektöründe Gelişmeler (3)

Sanayi üretimi içinde ara ve yatırım mallarının payı artmış, özellikle İBYKP döneminden sonra sanayide ara ve yatırım malları lehine bir değişim gözlenmiştir.

Bu durum, özellikle ara mallarında ithal ikamesinin sağlandığını göstermektedir.

İmalat sanayisinde yapısal değişim, incelenen dönemde plan hedefleri doğrultusunda gerçekleşmiş olmasına rağmen, yatırım ve ara mallarındaki gelişme plan hedeflerinin gerisinde kalmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nde 1980 yılına kadar geçen sürede (57 yıl) sanayileşme, ithal ikamesi yönünde olmuştur.

Türk sanayisi, öncelikle iç talebi karşılamak ve daha önce ithal edilen malları, ülke içinde üretip yurt içinde satmayı amaçlamıştır.

Bu yönde bir gelişmeyi, yeni kurulan sanayi dallarının çok uzun sürelerle gümrük ve diğer eş etkili vergilerle korunması, sanayicinin dış rekabetten korunmuş iç piyasa için üretim yapma rahatlığı, iç rekabetin bulunmaması ile tekel tipi üretimin vermiş olduğu rahatlık etkilemiştir.

Sonuçta, dışa kapalı ve rekabetçi olmayan bir sınai yapı ortaya çıkmıştır.

Bu yapının başlıca özellikleri; ölçek ekonomilerinden yararlanmayan küçük ölçekli işletme birimleri, düşük kapasite kullanımı, geri ve eskimiş teknoloji, yerli girdi payını artırmaya yönelik fakat aynı zamanda uzmanlaşmadan uzaklaşan üretim, pazarlarda tekelleşme, aşırı korumanın verdiği rahatlıktan kaynaklanan etkinlikten
uzaklaşma ve bütün bunların sonucunda yüksek maliyet ve dış pazarlardan soyutlanmadır.

Türkiye ekonomisi 1970’li yılların sonlarına doğru çok önemli bir ödeme güçlüğü ve döviz darboğazıyla karşılaşmıştır.

Bunun başlıca sebepleri arasında ekonominin dışa kapalı bir yapıda olması ve dolayısıyla izlenen ithal ikameci sanayileşme politikasıdır.

Türkiye’de planlı kalkınma dönemindeki ilk 15 yıllık uzun vadeli plan ile daha sonra kabul edilen 22 yıllık uzun vadeli plan hedeflerinde yeni sanayi dallarının yerli ara malları arzını artırması amaçlanmış olmasına rağmen, bu amaca ulaşılamamıştır.

Dördüncü Plan’da ara ve yatırım malları üreten sektörlerin imalat sanayisi içindeki payının artırılması hedeflenmiş, fakat tam tersine 1978 ve 1979’da, 1977 yılına göre tüketim malları sektörünün payı artarken, ara ve yatırım mallarının payı azalmıştır.

Birinci ve ikinci kalkınma planı dönemlerinde dayanıklı tüketim mallarında ithal ikamesi büyük ölçüde gerçekleştirilerek sanayileşmede en zor aşamaya gelinmiştir.

Bu, ara ve yatırım mallarında ithal ikamesinin sağlanmasıdır.

Fakat bunda da başarılı olunamamış, ekonomi henüz ihtiyacı olan ara ve yatırım mallarını üretecek aşamaya gelmemiştir.

Tüketim malları üretimi, öncelikle ara ve yatırım mallarının ithalini gerektirmiştir.

Ekonomide ara ve yatırım malları üreten sanayi dallarında dengeli bir gelişme olmadığından, Türk sanayisinde yatırım malı, ara malı ve tüketim malı üçlüsü arasında olması gereken yapısal denge sağlanamamıştır.

Bu sebeple ekonominin döviz ihtiyacı artmıştır.

Çünkü mevcut üretim kapasitesinin çalışabilmesi için ara ve yatırım malı ithalatı gerekmiştir.

Türkiye’de izlenen ithal ikamesi politikası sonucunda, negatif ithal ikamesine yol açılmış ve bir birimlik ithal ikamesi için daha fazla ithalat yapılmıştır.

İthalata bağımlılığın artması döviz sıkıntısına yol açmış, finansman yetersizliği sebebiyle yapılamayan ithalat sonucunda kapasite kullanım oranları %50’lerin altına düşmüştür.

Yerli ara ve yatırım malı üreten sanayi dallarının kurulamaması, Türk ekonomisinin 1970’li yılların sonunda büyük bir kronik dış ödemeler açığıyla karşılaşmasına yol açmıştır.

Bu durumun, “ithalatı azaltmak için ithalatı artırmak” olarak tanımlanan paradoksla, diğer bir deyişle ithal ikamesini gerçekleştirecek yatırım ve ara malları ithalatının, ilk aşamada ithal talebini artırmasıyla ilgisi yoktur.

İthal ikamesindeki yanlış strateji şöyle açıklanabilir:
Ara ve yatırım mallarının yurt içinde üretimi artırılamadığı için, yeni kurulan sanayi dallarının ara malı ithalatı artmış, yeni yatırımlar ithalatı artırmış, ithal ikamesi döviz tasarruf eden değil, aksine döviz ihtiyacını giderek artıran bir özellik taşıdığından ödemeler dengesini düzeltmeye katkıda bulunamamıştır.

Kısacası, izlenen yanlış sanayileşme stratejileri dolayısıyla ara ve yatırım malı üreten sanayi dallarının kurulamaması sebebiyle ekonominin döviz talebi artmıştır.

Mevcut döviz arzıyla bu talebin karşılanamaması, ekonominin büyük bir döviz darboğazıyla karşılaşmasına yol açmıştır.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ