Reklam
Ben Duydum

Nüfus Artışında Gelişmeler

Nüfus Artışında Gelişmeler
Reklam

Nüfus Artışında Gelişmeler

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemindeki savaşlar nedeniyle ülke nüfusu özellikle de erkek nüfusu azalmış idi.

Diğer yandan yetersiz sağlık hizmetleri, bulaşıcı hastalıklar, yetersiz beslenme, yüksek ölüm oranları ve diğer faktörler de ülke nüfusunu olumsuz etkilemiştir.

Cumhuriyetin ilanından sonra nüfus artışı teşvik edilmiştir.

İlk yıllardaki nüfus artışında, doğum oranlarındaki artış kadar eski Osmanlı topraklarından mübadele anlaşmaları ve göçlerle gelenler de etkili olmuştur.

II. Dünya Savaşı’na denk gelen 1940-1945 döneminde ortalama yıllık nüfus artışı hızı binde 10,59 ile Cumhuriyet tarihinin en düşük seviyesine inmiştir.

Bu gelişmede, bebek ölüm oranlarının yüksek olması ve silah altına alınan erkek nüfusa bağlı olarak doğum oranlarındaki azalma etkili olmuştur (Kasarcı, 1993, s. 248-253).

II. Dünya Savaşı’nın ardından teşvik ve diğer tedbirlerin de etkisiyle nüfus artış hızı tekrar yükselmeye başlamıştır.

Yol Vergisi’nden istisnalar (en az 5 çocuğu olanların muaf tutulması), çocuklu memurlara yardım yapılması ve ikramiye verilmesi, hayatta altı çocuktan daha fazla çocuğu olan annelere maddi ödül verilmesi gibi teşvikler, doğum oranını artırmıştır.

Tıbbi alanda sağlanan iyileşmeler ile doğum ve doğum sonrası anne ve çocuk sağlığına daha fazla önem verilmesi, devletin doğumla ilgili yardımları ücretsiz vermesi ve salgın hastalıklarla mücadelenin yaygınlaştırılması, ölüm oranlarını nispeten azaltmıştır.

Bu dönemde eski Osmanlı coğrafyasından Anadolu’ya göç edenler de nüfus artışında temel nedenleri arasındadır (Semiz, 2010, s. 429-438). Nüfus artışı 1955-1960 döneminde nüfus artışı rekor düzeye ulaşmıştır.

Hızla artan nüfus beraberinde istihdam sorununu gündeme getirmiş, aşırı nüfus artışının ekonomik kalkınmaya olumsuz yansımaması için kalkınma planlarında nüfus artışını kontrol altında tutmaya yönelik tedbirler öngörülmüştür.

1960’lı yıllardan itibaren aile planlaması ön plana çıkmıştır.

1960 yılına kadar nüfus artışını teşvik eden pronatalist politikanın yerini artık nüfus artışını sınırlandırmaya yönelik antinatalist politika almıştır.

Bu kapsamda aile planlaması ve doğum kontrolüne yönelik çeşitli tedbirler, nüfus artış hızını istenilen ölçüde olmasa da yavaşlatmaya başlamıştır (Oktay, 2014, s. 36-42).

1960’larda başlayan yurt dışına işçi göçleri de nüfus artışının yavaşlamasına katkı sağlamıştır (Kasarcı,1993, s. 259).

Ülke nüfusu 1975 yılı sonrasında sınırlı ölçüde de olsa azalma eğilimine girmiştir.

Nüfus artış hızında ciddi düşüş ise 1985’ten sonra gerçekleşmiştir.

Nüfus artışında son yılların en büyük düşüşü 2012 yılında (binde 12) gerçekleşmiştir.

Demografik geçiş süreci: Yüksek doğurganlık ve yüksek ölüm hızlarının hüküm sürdüğü bir durumdan (geleneksel demografik rejim), doğumların bilinçli olarak kontrol edildiği ve ölüm
hızlarının düşük olduğu yeni bir duruma (modern demografik rejim) geçiş sürecidir.

Türkiye’de eğitim seviyesinde artış, kentleşme, kadının çalışma hayatına daha fazla katılımı, evlenme yaşının giderek yükselmesi, doğurganlığın azalması ve diğer sosyoekonomik şartlar ailelerde
çocuk sayısının azalmasında etkili olmuştur.

Türkiye, gelişmiş ülkelerin 20. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı, “demografik geçiş” sürecini yaşamaktadır.

Türkiye, gelişmiş ülkelerin günümüzde yaşadığı sorunları yaşamamak için nüfus artışını hızlandırmak, en azından dünya ortalamasını tekrar yakalamak adına birtakım politikaları devreye sokmuştur (http://asem.org.tr/tr/publication/details/75/Dünyanın-Nüfusla-İmtihanı Erişim 18.05.2016).

Bunlardan bazıları; sosyal güvenliği olmayan ailelere gebelik tedavisi sağlanması, doğum izninin 16 haftadan 24 haftaya çıkarılması, çalışan annelere süt izni kolaylığının artırılması, işyerlerine kreş ve ailelere üç çocuğa kadar doğum parası, çocuk sayısına göre vergi indirimi gibi tedbirlerdir.

Nüfus artışı konusu çok boyutlu bir konu olduğundan, alınacak tedbirler her açıdan değerlendirilmelidir.

Eğer ülkede nüfusa katılan her yeni bireye yeterli ölçüde temel sağlık, eğitim ve kültür hizmetleri verilebiliyor ve nüfus artışına bağlı yatırımlar diğer üretken yatırımları olumsuz etkilemiyorsa, bu durumda ekonomi nüfus artışını hazmedebiliyor (absorbe) demektir.

Ülke nüfusuna katılan her bireyin bütün temel hizmetleri kaliteli ve eksiksiz bir şekilde alması kadar, yeterli istihdam ve refah olanaklarının sağlanması da en az nüfus artışı kadar önemlidir.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ