Reklam
Ben Duydum

Hayvanların İçgüdüleri

Hayvanların İçgüdüleri
Reklam

Hayvanların İçgüdüleri

Bu konu birçok açıdan önemli, çünkü
insan da bir hayvan türü olduğu için, kendimizi ve kökenlerimizi anlamak, hayvanların kökenlerini ve davranışlarını, beyinlerini anlamaktan geçiyor. Biz de bu yazımızda, beynin davranışlar üzerindeki en önemli iki etkisinden, içgüdüler ve düşünsel zekadan bahsedeceğiz.

Eminiz hepiniz etrafınızdaki yüzlerce farklı canlı türünden en azından birkaç tanesini ister istemez gözlemlemişsinizdir. Bir köpeğin ağaç diplerine idrar bırakmasını, bir kedinin mırıldanıp gerinmesini, bir kuşun yem peşinde bir o yana bir bu yana gitmesini, bir karıncanın hareketlerini ve nicelerini… Ve belki de kendinize şu soruyu sordunuz: Bu hayvanlar, bu hareketleri düşünerek mi yapıyorlar, yoksa içgüdüsel olarak mı? Belki de tüm hareketlerinin içgüdüsel olduğundan o kadar emindiniz ki, böyle bir soru sorma ihtiyacı bile duymadınız. Eğer öyleyse, çok büyük bir hata yapmışsınız demektir.

Hayvanların içgüdüsel mi, yoksa belirli düşünsel aktivitelere bağlı olarak mı hareket ettikleri, bilim insanlarının yüzyıllardır ilgisini çekmiştir. En eski zamanlarda, 17. yüzyıldan önce yaşamış bilim insanları ve genel olarak insan popülasyonunun tamamına yakını, insan dışındaki hayvanların hepsinin salt bir içgüdüyle hareket ettiklerini ileri sürmüşler veya düşünmüşlerdir. Hiç kimse, hayvanların düşünce gücü olduğunu iddia etmemiş, bunu da hayvanların bir “ruhu” olmamasına bağlamışlardır. Bunu kullanarak sırtlarını “ruh” dedikleri bilim dışı kavrama dayamış ve insanı diğer hayvanlardan ayıran özelliğin bir “ruha” sahip olması olduğunu düşünmüşlerdir.

Ruhun bilim dünyasından çıkarılması neden önemlidir? Pek çok açıdan; ancak davranış bilimi açısından önemi şudur: Ruh kavramının varlığı, davranışların tümünün doğaüstü ve “var edilmiş” bir sebebe bağlanmasına neden olmaktaydı. Yani insanlar araştırma ihtiyacı duymuyorlar, anlamıyor olsalar da davranışlardaki farklılık ve değişimleri “yaradılış farkından kaynaklanan ruhsal sebepler” olarak görüyorlardı. Bu da, bilim önüne çekilmiş çok tehlikeli bir bariyerdi, çünkü “neden” ve “nasıl” gibi soruların sorulmasına engel oluyordu.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ