Reklam
Ben Duydum
SON HABERLER

07:05 Aşağıdaki durumlardan hangisinin gerçekleşmesi hâlinde denetim sözleşmesinin yenilenmesi/güncellenmesi gerekmez?

07:02 Denetçi denetim süresince tespit ettiği bir iç kontrol yetersizliği ile ilgili olarak aşağıdaki gerekliliklerden hangisine uymak zorunda değildir?

07:00 Denetim şirketinin ve personelinin, mesleki standartlara ve yürürlükteki mevzuat hükümlerine uyduğuna ilişkin kendisine ve denetim şirketi veya sorumlu denetçi tarafından düzenlenen raporların, içinde bulunulan şartlara uygun olduğuna ilişkin kendisine makul güvence sağlayan sistem aşağıdakilerden hangisidir?

06:58 Türkiye Muhasebe Standartları’na göre hazırlanmış finansal tabloların Bağımsız Denetim Standartları’na uygun olarak denetimini yürütecek bir denetçinin aşağıdakilerden hangisi hakkında görüş vermesi beklenmez?

06:57 Denetçinin dürüstlük, tarafsızlık ve mesleki şüphecilik içinde hareket etmesini teminen, mesleki muhakemesini olumsuz etkileyebilecek tesirlerden ari olarak görüş açıklamasına ne denir?

06:55 Denetçinin aşağıdaki hususlardan hangisine ilişkin alacağı karar, mesleki muhakemesini kullanmasını gerektirmez?

23:40 Denetim kanıtlarıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

23:37 Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun (KGK) yayınlamış olduğu Bağımsız Denetim Yönetmeliği’ne göre, denetim faaliyetinde bulunmak isteyenlerin denetçi olarak yetkilendirilmesi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

23:33 Ord. Prof. Dr. Cahit Arf

00:50 2021/3 DÖNEMİ SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLİK STAJA GİRİŞ SINAVINA İLİŞKİN DUYURU

1995-1999 Döneminde Ekonomik Gelişmeler ve İstikrar Tedbirleri

1995-1999 Döneminde Ekonomik Gelişmeler ve İstikrar Tedbirleri
Reklam

1995-1999 Döneminde Ekonomik Gelişmeler ve İstikrar Tedbirleri

1994 yılında yaşanan krizin etkileri düzeltilmeye çalışılırken, bir sonraki yıldan itibaren Türk ekonomisi hem yurt içi hem de yurt dışı kaynaklı birçok faktörün tesiri altına girmiştir.

1/95 sayılı OKK (Ortaklık Konseyi Kararı) uyarınca 1 Ocak 1996’dan itibaren Türkiye ile AB arasında gümrük birliğinde son döneme girilmesi, dış ticarette yeni bir dönemi başlatmıştır.

Türkiye’nin sanayi ve işlenmiş tarım ürünlerinde AB menşeli ürünlere gümrük vergilerini kaldırması Türkiye’nin dış ticaret açığına olumsuz katkı yapmıştır.

Diğer yandan 1995-1999 döneminde siyasi istikrarsızlık artmış, beş yılda 7 hükûmet değişmiştir.

Siyasi istikrarsızlıklar beraberinde ekonomik belirsizlikleri getirmiş, uzun vadeli politikalar üretilmesi veya üretilen uzun vadeli politikaların uygulanması konusunda sıkıntılar yaşanmıştır.

1997 yılına gelindiğinde, Tayland’da başlayan kriz, önce diğer Güneydoğu Asya ülkelerine sıçramış, ardından Rusya ve Latin Amerika ülkelerini etkisi altına alarak küresel bir kriz haline gelmiştir.

Bu gelişmeler Türk ekonomisini doğrudan olumsuz bir şekilde etkilemeye başlamıştır.

Güneydoğu Asya Krizi’nin Türkiye üzerindeki etkisi, krizin Rusya’ya sıçramasından sonra daha çok hissedilir olmuştur.

Rusya’nın dış borçlarını ödeyemeyeceğine dair (moratoryum) kararının ardından Rusya’da olduğu gibi diğer riskli ülkelerde de yüksek miktarlarda sıcak para çıkışları yaşanmıştır.

Bu durum, 27 Ağustos 1997 günü İMKB (bu günkü BİST) endeksinin %13,1 değer kaybetmesiyle iyice kendini göstermiştir.

1997 yılı, Güneydoğu Asya Krizi’nin yansımalarına ek olarak, ülke içerisindeki yapısal sorunların da kendini göstermeye başladığı bir yıl olmuştur.

Enflasyon hedefi ile tutarlı kur politikalarında ve para politikası değişkeni olarak kullanılan faiz oranında krizin de etkisiyle gelişmeler meydana gelmiştir.

Şöyle ki, uluslararası piyasalarda kriz nedeniyle yaşanan durgunluk, enflasyonla mücadele kapsamında yürürlükteki sıkı para ve maliye politikalarıyla birleştiğinde, ekonomide durgunluk sinyalleri ortaya çıkmıştır.

1998’e gelindiğinde, hem dış ticaretin hem de iç talebin daralmasıyla birlikte büyüme rakamları gerilemiştir.

Bu dönemde yüksek faiz oranlarının etkisiyle büyük şirketlerin kârlarının önemli bir kısmını yatırımlar yerine kamu açıklarını finanse etmeye ayırması, bankaların da benzer şekilde kredi işlemleri yerine kaynaklarını devlet iç borçlanma senetlerinde değerlendirmeleri, finans piyasalarını dalgalanmalara karşı daha savunmasız hâle getirmiştir.

Mevcut yapısal sorunların etkisiyle her ne kadar 1997 yılında Hazine’nin Merkez Bankasından kısa vadeli avans kredisi kullanımına son verilmiş, 1998 yılında ise mali milat ve vergi düzenlemeleri gibi önemli kararları içerisinde barındıran mali reform paketi yürürlüğe konulmuş olsa da kamu kesimi borçlanma gereği (KKBG) sürekli artmıştır.

1998 yılında millî KKBG/ GSMH oranı %8,7 seviyesine ulaşmıştır.

Aynı şekilde, enflasyon oranında da hedeflenen düşüş sağlanamamış, TEFE bazında enflasyon oranları 1997 ve 1998 yıllarında sırasıyla %81,8 ve %71,8 olarak gerçekleşmiştir.

Bu ortamda yürürlüğe konan istikrar tedbirleri şu şekilde özetlenebilir;

• 1997 yılı Ağustos ve Eylül aylarında hükûmet para piyasaları ile ilgili acil tedbirleri hayata geçirerek uluslararası krizin Türkiye’ye sıçramasına mani olmuş, ancak
ihracattaki azalma reel sektörü etkilemiştir.

• 26 Haziran 1998’de IMF ile bir buçuk yıllık Yakın İzleme Anlaşması imzalanmış, bu program kapsamında IMF’den kredi kullanılmamış, üçer aylık dönemler itibarıyla ekonomideki gelişmelerin gözden geçirilmesi konusunda anlaşılmıştır.

• 11 Aralık 1998 tarihinde ithalatı azaltma ve ihracatı artırmaya yönelik bir dizi önlem paketi uygulamaya konmuştur.

1998 yılındaki mali milat, bankalarda kayıt altına alınan paraların bir kereye mahsus olmak üzere kaynağının soruşturulmamasıdır.

Söz konusu olumsuzluklara ek olarak, Nisan 1999 genel seçimleri, 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999’daki depremler, kamu harcamalarının artmasına neden olmuştur.

Kamu kesimi faiz giderlerinin millî gelire oranı %13,7’ye yükselmiştir.

Daha önceki yıllardan gelen sorunlara ilave olarak, yıl içerisinde yaşanan doğal felaketlerin de etkisiyle ekonomi %6,1 oranında küçülmüş, bütçe açığının millî gelire oranı da hızla yükselerek %11,7 gibi rekor bir düzeye ulaşmıştır.

İhracatın aynı yıl (1999) %6 oranında azalması ve yüksek enflasyonun da sürmesi sonucu, Aralık ayının başında IMF’ye üç yıllık Stand-by (Destekleme) Düzenlemesi içeren niyet mektubu gönderilmiş ve 9 Aralık 1999’da 2000-2002 dönemini kapsayan Enflasyonla Mücadele Programı (9 Aralık 1999 Kararları) yürürlüğe konmuştur.

Programın amacı, ekonomideki belirsizlikleri gidererek ve enflasyon beklentisini azaltarak reel faizler ile enflasyonda düşüş sağlamak ve ekonomik büyümeyi hızlandırmaktır.
Programın üç temel unsuru vardır:

• Faiz dışı fazlanın artırılmasına yönelik sıkı maliye politikası,

• Enflasyon hedefi ile uyumlu gelirler politikası,

• Uzun dönemli beklentileri iyileştirmeyi ve bu şekilde reel faizlerin düşürülmesini sağlayacak para ve kur politikaları.

Program çerçevesinde, döviz kurlarında ilk 18 aylık dönem için enflasyon hedefine uygun kur sepeti (1 dolar + 0,77 euro) nominal döviz kuru çıpası oluşturulmuş, sonraki 18 ay için ise kademeli olarak genişleyen bant uygulaması benimsenmiştir.

Hedeflerin gerçekleştirilmesi için gerekli kaynağın yurt dışından sağlanan fonlar ile özelleştirme gelirleri olacağı belirtilmiştir.

Ancak programdan beklenen başarı sağlanamamıştır.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ